Mobil Telefon Sistemleri ve Baz İstasyonları

www.emrkoruma.com

Mobil (gezgin) telefon sistemlerinde, haberleşmenin yapılacağı alan hücre adı verilen küçük alanlara bölünmüştür. Her hücrenin merkezinde bir baz istasyonu bulunur. Mobil telefonlar haberleşmelerini baz istasyonu üzerinden yaparlar. Baz istasyonları birbirlerine bir ağ yapısı şeklinde bağlıdırlar (Şekil 1 ve Şekil 2). Herhangi bir mobil telefondan gelen çağrı isteğinin ilgili kullanıcıya ulaştırılması bu ağ yapısı tarafından gerçekleştirilir. 

Şekil 1. Hücresel yapı

GSM hücrelerinin planlanması yerleşim bölgelerinin özelliklerine göre yapılır. Hücre planlamasını hücrenin şehir içinde ya da şehir dışında olması ve kapsanacak bölgedeki GSM abone sayısı belirler. GSM hücresel sisteminde kapsama alanına göre üç tip hücre vardır: makro hücre, mikro hücre, piko hücre. Türkiye’de de kullanılan GSM900 sistemi için makro hücreler, yerleşimin seyrek olduğu bölgelerde 25-35 km yarıçapında bir alana hizmet verebilirler. Ancak bina, ağaç ve tepe gibi engellerin çok olduğu yerleşim yerlerinde oluşturulan makro hücrelerin yarıçapları daha küçük olur. Makro hücrelerde GSM900 baz istasyonu antenlerinin çıkış güçleri 40-60 Watt olabilir. Mikro hücreler, genellikle yerleşimin yoğun olduğu ve makro hücresel kapsamayı geliştirici ve tamamlayıcı olarak kurulan sistemlerdir. Mikro hücreler havaalanı, büyük alışveriş merkezleri gibi yerlerde kurulur. Birkaç yüz metrelik yarıçapı olan alanları kapsar ve çıkış güçleri makro hücrelere göre düşüktür (GSM900 için 5-10 Watt civarında). Piko hücreler ise daha çok bina içi haberleşmelerde kullanılır ve birkaç watt çıkış gücündedir.baz istasyonları ağı

Şekil 2. Baz istasyonları ağı ve sabit ağ ile etkileşimi

Baz Istasyonları ve Çevresine Verdiği Zararlar

Baz istasyonları tarafından da yayınlanabilen mikrodalgaların dokulara iki temel etkisi bulunmaktadır. Birincisi termal etki adı verilen etkidir ve bu dalgalar dokuları ısıtır. İkinci olarak ise bu dalgalar hücrelerin yapısını bozucu etki gösterirler ki buna da kimyasal etki ya da termal olmayan etki adı verilmektedir.

Baz istasyonlarının özellikle ikinci etkisi, yani hücrelerin kimyasını bozarak oluşturduğu etki insan sağlığı açısından önem taşımaktadır. Yapılan araştırmalarda hücrelerin kimyasal etkiye maruz kalması ile büyük moleküllerin (proteinler vb.) deforme olması, hücre zarlarının birbirine yapışması, hücre zarlarında delikler açılması (elektro-porasyon), Ca-ATPaz ve Na-K-ATPaz enzimlerinin bozulması ile hücre dışına Ca”, Na’ ve K’ kaçışı, sinir zarlarının bozulması ile REM uykusu adı verilen rüya görmenin azalışı, EEG değişimleri gibi sonuçlar saptanmıştır. Ayrıca bu etkilere bağlı olarak uykusuzluk, sinirlilik, unutkanlık, depresyon, başağrısı, başdönmesi, Alzheimer, Parkinson, Multipl Skleroz gibi dejeneratif beyin hastalıklarının meydana geldiği bilim insanlarınca tespit edilmiştir. 

Baz istasyonlarının yaydığı dalgaların kanser ile ilişkisinin üç şekilde mümkün olduğunu bilim insanlarınca belirlenmiştir. Bu dalgaların kendisinin kanseri oluşturması, kanser yapıcı maddelerin hücreye girişini kolaylaştırması veya mevcut kanserli ortamın yaygınlaşmasını hızlandırması gibi sonuçları inceleyerek, bu dalgaların DNA’yı onararak kanseri engelleyen melatonini azaltmakta ve dolayısıyla tümörler, lenfom (lenf bezi kanseri), ben kanseri, erbezi tümörü, çocukluk kanserleri meydana getirdiğini saptamak mümkün olmuştur.


Deney hayvanları üzerinde yapılan araştırmalarda bu tür dalgalar nedeniyle göz merceğinin bulanması (perde veya katarakt), göz saydam tabakasının (kornea) bulanması, renkli tabaka (iris) iltihabı, gözdibi (retina) harabiyeti meydana geldiği tespit edilmiştir. Ayrıca duyma açısından 20 mJ/cm³’ten daha düşük dozda darbeli mikrodalga enerjilerinin bile kulak çınlamasına ve işitme kaybına yol açtığı saptanmıştır.

Deney hayvanları üzerinde yapılan çalışmalarda erbezlerindeki hücrelerin ölmesi sonucu kısırlık, mutant yavruların doğması, dölütün dölyatağında ölmesi, adet bozuklukları, östrojen artışı nedeniyle gebeliğin tehlikeye girmesi, düşüklerin artması tespit edilmiştir. 

Baz istasyonları tarafından yayılan bu tür dalgaların vücuttaki lenfositlerini ve doğal öldürücü lenfositlerini azalttığı, antikorları azalttığı ve dolayısıyla bağışıklık sisteminin çökmesine etkin etkisinin bulunduğu artık tıbbi bir gerçekliktir. Benzeri biçimde bu tür dalga yayılımı, kan hücrelerini (alyuvar, akyuvar, pıhtı oluşturucu pulcuklar) azaltır, kanın kimyasını bozar, beyin ve kan için çok önem taşıyan bir enzim olan asetilkolin esterazı azaltır. Bu enzimin azalmasının ölüme yola açtığı bilinmektedir.

Baz istasyonlarına bağlı kanserler, istasyona yakın birçok meskende yıllar sonra birden patlak verebilecek, adeta o bölgede bir kanser salgını olabilecegi düşünülmektedir. Çevre etkenlerine bağlı kanserler hemen değil, yıllar sonra ortaya çıkmaya başlar. Sigara ve alkol, yıllarca içildikten sonra kanser yapmaktadır. Asbestin ( amyant ) akciğer, akciğer zarı ve periton kanseri yaptığı çok geç, ancak 1970' de anlaşıldı; tüm önlemler o tarihten itibaren alındıysa da, asbestin neden olduğu kanserler 2020' ye kadar devam edecektir. Örneğin, Japonya' da atom bombası atılışından 7-10 yıl sonra kanserler artmaya başlamıştır.

İstanbul Tabip Odası öncülüğünde Prof. Nesrin Seyhan, Prof. Tunaya Kalkan ve Prof. Hilmi Sabuncu başkanlığında yayınlanan “Elektromanyetik Alanlar; Cep Telefonları ve Baz İstasyonlarının İnsan Sağlığı Üzerine Etkileri ve Alınması Gerekli Önlemler” başlıklı bildiri bu konuda referans gösterilen çalışmalardan birisidir.

Bildiriye göre, yapılan laboratuar çalışmalarıyla, bağışıklık, sinir, nöroendokrin, kalp ve damar sistemi ve kan parametrelerinin elektromanyetik alanlardan etkilendiğinin görüldüğü, fakat, cep telefonları ve baz istasyonları ile ilgili toplum bazlı çalışmaların yapılması için, yeterli maruziyet süresi geçmediğinden, maruziyetin insan toplulukları üzerinde objektif olarak belirlenmesi epidemiyolojik güçlükler taşıdığı ileri sürülmüştür.

Ankara Tabip Odası tarafından yayınlanan bir basın duyurusunda ise, baz istasyonlarının çalışma ilkeler ve olası zararları şu şekilde anlatılmaktadır:

“EMR'ler, iyonlaştırıcı EMR'ler ve iyonlaştırmayan EMR’ler olarak iki gruptur. İlk grupta yer alanlar yüksek enerjilerinden dolayı çarptıkları molekülleri iyonlaştırarak, moleküllerin yapısını bozarlar ve olumsuz biyokimyasal tepkimeler sonucunda kanser oluşumunu kolaylaştırırlar. Yapılan çalışmalarda x ışınlarına, gama ışınlarına maruz kalan insanlarda, kanserlerin oluşumu (relatif risk) artmıştır. Baz istasyonları, iyonlaştırmayan elektromanyetik radyasyon (EMR) yayarlar. Bunlardan dalga boyu olarak, insan vücut kalınlığı içine düşen mikrodalgalar ve altındaki ışınların, insan vücuduna verdiği zararlar yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır. Baz istasyonları ve cep telefonlarının yaydığı radyasyon insan dokularında pek çok olumsuz etki yaratmakta, dokularda ayrıca ısı etkisi yaratması yoluyla zarar verebilmektedir. Baz istasyonları gibi alternatif akımla çalışan bütün cihazların etrafında bir elektromanyetik alan (EM) oluşmaktadır. Yapılan deneysel çalışmalar, EM alanına maruz kalan deney hayvanlarında her türlü olumsuz etkiyi belirlemiştir. Yine EM alana maruz kalan meslek grupları üzerine yapılan epidemiyolojik çalışmalar, bu gruplarda lösemi ve beyin kanseri ölümlerinin normal halktan anlamlı bir biçimde yüksek olduğunu göstermiştir."

Yapılan ölçümler sonucunda, baz istasyonunun limit değerleri aşmadığı tespit edilmiş olsa bile, değerli bir bilgi olmayacaktır. Yanlış yer seçimi ve hatalı yerleşim ile verilen limit değerlerin aşılması söz konusu olabilecektir. Baz istasyonu antenin ana hüzmesinin ne yöne baktığı ve yansımalar durumu oldukça değiştirebilmektedir. Tek yönlü yayınlarda mikrodalgalar dar bir hüzme şeklinde gönderildiği düşünüldüğünde hüzme daraldıkça güç artar, dar hüzme çevredeki yakın binalardan ya da balkonlardan yansıdığında ve telefon görüşmeleri çoğaldıkça bu değer artacaktır.